Oca 14
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُواْ كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُواْ أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاء أَلا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاء وَلَكِن لاَّ يَعْلَمُونَ
Ve izâ kîle lehum âminû kemâ âmenen nâsu kâlû e nu’minu kemâ âmenes sufehâu, e lâ innehum humus sufehâu ve lâkin lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
| 1. |
ve |
: ve |
| 2. |
izâ |
: olduğu zaman |
| 3. |
kîle |
: denildi |
| 4. |
lehum |
: onlara |
| 5. |
âminû |
: îmân ediniz, âmenû olunuz |
| 6. |
kemâ |
: gibi |
| 7. |
âmene |
: îmân etti, âmenû oldu |
| 8. |
en nâsu |
: insanlar |
| 9. |
kâlû |
: dediler |
| 10. |
e nu’minu |
: |
| 11. |
kemâ |
: gibi |
| 12. |
âmene |
: îmân etti, âmenû oldu |
| 13. |
es sufehâu |
: sefihler, akılsızlar |
| 14. |
e lâ |
: (öyle) değil mi |
| 15. |
inne-hum |
: hiç şüphesiz onlar, muhakkak ki onlar |
| 16. |
hum |
: onlar |
| 17. |
es sufehâu |
: sefihler, akılsızlar |
| 18. |
ve |
: ve |
| 19. |
lâkin |
: lâkin, fakat |
| 20. |
lâ ya’lemûne |
: bilmiyorlar, bilmezler |
Çeviri
Oca 14
أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ
E lâ innehum humul mufsidûne ve lâkin lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
| 1. |
e lâ |
: değil mi, (öyle) değil mi |
| 2. |
inne-hum |
: muhakkak ki onlar, gerçekten onlar |
| 3. |
hum |
: onlar |
| 4. |
el mufsidûne |
: fesat çıkaranlar |
| 5. |
ve |
: ve |
| 6. |
lâkin |
: lâkin, fakat |
| 7. |
lâ yeş’urûne |
: (şuurunda) bilincinde olmazlar, |
Çeviri
Muhakkakki onlar fesat çıkaranlar değil mi ? Lakin onlar şuurunda değildirler.
Tagged with: lâkin • mufsidûne • yeş'urûne
Oca 14
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ
Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fîl ardı, kâlû innemâ nahnu muslihûn(muslihûne).
| 1. |
ve izâ |
: ve o zaman, olunca |
| 2. |
kîle lehum |
: onlara ….. denildi |
| 3. |
lâ tufsidû |
: fesat çıkartmayın |
| 4. |
fî el ardı |
: yeryüzünde |
| 5. |
kâlû |
: dediler |
| 6. |
innemâ |
: ancak, sadece |
| 7. |
nahnu |
: biz |
| 8. |
muslihûne |
: ıslâh ediciler, ıslâh edenler |
Çeviri
Onlara arzda fesat çıkarmayın denildiğinde biz sadece ıslah edicileriz dediler
Tagged with: fî el ardı • innemâ • muslihûne • tufsidû
Oca 14
فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّهُ مَرَضاً وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).
| 1. |
fî |
: içinde, vardır |
| 2. |
kulûbi-him |
: onların kalpleri |
| 3. |
maradun |
: maraz, hastalık |
| 4. |
fe |
: o zaman, böylece |
| 5. |
zâde |
: artırdı |
| 6. |
hum |
: onlar, onlara, onların |
| 7. |
allâhu |
: Allah |
| 8. |
maradan |
: maraz, hastalık |
| 9. |
ve |
: ve |
| 10. |
lehum |
: onlar için vardır, onlara vardır |
| 11. |
azâbun |
: bir azap |
| 12. |
elîmun |
: elîm, acıklı |
| 13. |
bi mâ |
: sebebiyle |
| 14. |
kânû |
: oldular |
| 15. |
yekzibûne |
: yalanlıyorlar |
Çeviri
Onların kalplerinde maraz vardır, Allahta marazlarını artırdı ve yalanlamaları sebebiyle onlar için elim azab vardır
Tagged with: azâbun • elîmun • lehum • maradan • maradun • yekzibûne • zâde
Oca 11
وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ
Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi ve bil yevmil âhıri ve mâ hum bi mu’minîn(mu’minîne).
| 1. |
ve min en nâsi |
: ve insanlardan bir kısmı |
| 2. |
men |
: kimse, kişi |
| 3. |
yekûlu |
: der, söyler |
| 4. |
âmennâ |
: biz îmân ettik |
| 5. |
billâhi (bi allâhi) |
: Allah’a |
| 6. |
ve |
: ve |
| 7. |
bi el yevmi el âhıri |
: ahiret günü |
| 8. |
ve mâ |
: ve değil |
| 9. |
hum |
: onlar |
| 10. |
bi mu’minîne |
: mü’minler, mü’min olanlar |
Yakaza Çevirisi
İnsanlardan bir kısmı Allaha ve ahiret gününe iman ettik derler , ve onlar mümin değillerdir.
Tagged with: âmennâ • bi el yevmi el âhıri • billâhi • en nâsi • mu'minîne • yekûlu
Oca 11
خَتَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عظِيمٌ
Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâveh(gışâvetun), ve lehum azâbun azîm(azîmun).
| 1. |
hateme |
: mühürledi |
| 2. |
allâhu |
: Allah |
| 3. |
alâ |
: üzerine |
| 4. |
kulûbi-him |
: onların kalpleri |
| 5. |
ve |
: ve |
| 6. |
alâ |
: üzerine |
| 7. |
sem’ı-him |
: onların işitme hassası |
| 8. |
ve |
: ve |
| 9. |
alâ |
: üzerine |
| 10. |
ebsâri-him |
: onların görme hassası |
| 11. |
gışâvetun |
: perde |
| 12. |
ve |
: ve |
| 13. |
lehum |
: onlarındır, onlar için vardır |
| 14. |
azâbun |
: bir azap |
| 15. |
azîmun |
: azîm, büyük |
Yakaza Çevirisi
Allah onların kalplerini ve işitme duyularını mühürledi, ve onları görme duyularında bir perde vardır. Onlar için azim bir azab vardır.
Tagged with: allâhu • azâbun • azâbun azîm • azîmun • ebsâri-him • gışâvetun • hateme • kulûbi-him • sem'ı-him
Oca 11
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ
İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
| 1. |
inne |
: muhakkak |
| 2. |
ellezîne |
: o kimseler ki, onlar |
| 3. |
keferû |
: inkâr ettiler |
| 4. |
sevâun |
: eşittir, birdir |
| 5. |
aleyhim |
: onlara, onlar için |
| 6. |
e |
: mı |
| 7. |
enzerte-hum |
: onları uyardın |
| 8. |
em |
: yoksa, veya |
| 9. |
lem tunzir-hum |
: onları uyarmadın |
| 10. |
lâ yu’minûne |
: iman etmezler |
Yakaza Çevirisi
Muhakkaki inkar edenleri uyardığında da uyarmadığında da eşittir, onlar iman etmezler
Tagged with: enzerte-hum • inne • keferû • lâ yu'minûne • lem tunzir-hum • sevâun • yu'minûne
Oca 11
أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
| 1. |
ulâike |
: işte onlar |
| 2. |
alâ |
: üzere, üzerinde, … e |
| 3. |
huden |
: hidayet |
| 4. |
min |
: den |
| 5. |
rabbi-him |
: kendi Rab’leri, onların Rabbi |
| 6. |
ve |
: ve |
| 7. |
ulâike |
: işte onlar |
| 8. |
hum |
: onlar |
| 9. |
el muflihûne |
: felâha erenler, kurtuluşa erenler |
Yakaza Çevirisi
İşte onlar rabden bir hidayet üzerindedirler ve onlar felahta olanlardır.
Tagged with: el muflihûne • huden • rabbi-him • ulâike
Oca 11
والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablik(kablike) ve bil âhireti hum yûkınûn(yûkınûne).
| 1. |
ve |
: ve |
| 2. |
ellezîne |
: o kimseler, onlar |
| 3. |
yu’minûne |
: îmân ederler |
| 4. |
bi mâ |
: şeye |
| 5. |
unzile |
: indirildi |
| 6. |
ileyke |
: sana |
| 7. |
ve mâ |
: ve şey |
| 8. |
unzile |
: indirildi |
| 9. |
min |
: den |
| 10. |
kabli-ke |
: senden önce |
| 11. |
ve |
: ve |
| 12. |
bi el âhireti |
: ahirete |
| 13. |
hum |
: onlar |
| 14. |
yûkınûne |
: yakîn hasıl ederler (kesin olarak inanırlar) |
Yakaza Çevirisi :
Ve o kimseler, sana indirilen şeye ve senden önce indirilenlere de iman ederler ve ahirete yakîn olarak inanırlar.
Tagged with: bi el âhireti • ellezîne • kabli-ke • unzile • yu'minûne • yûkınûne