Kehf Suresi – 9.Ayet

Em hasibte enne ashâbel kehfi ver rakîmi kânû min âyâtinâ acabâ(acaben).

1. em : yoksa, veya
2. hasibte : sen sandın
3. enne : olduğunu
4. ashâbe el kehfi : kehf (mağara) ehli (mağarada bulunanlar)
5. ve er rakîmi : ve Rakîm
6. kânû : oldular
7. min âyâti-nâ : âyetlerimizden
8. acaben : acayip olan, garip olan

Meali : Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?

Açıklamalar :Bu ayette Allah Kehf ve Rakim ehlinden bahsetmeye başlamak ve bunun şaşılacak ayetlerden mi olduğu şeklinde soru yöneltmektedir, soru yöneltilen konularda derin düşünmeliyiz ve konuları etraflıca araştırmalıyız.

Kehf ehlinin yüzyıllarca mağarada kalması bugün insanoğlunun çözemediği büyük bir mucizedir.  Ancak Allah mağarada uyuyarak kalmanın çok kolay olduğunu ve bu durumu kendisinin kolayca yarattığını hatırlatmaktadır.

 

Kehf Suresi – 8.Ayet

Ve innâ le câilûne mâ aleyhâ saîden curuzâ(curuzen).

1. ve innâ : ve muhakkak biz
2. le câilûne : elbette kılıcılarız, yapanlarız
3. mâ aleyhâ : onun üzerinde olan şeyler
4. saîden : toprak
5. curuzen : üzerinde nebat bulunmayan çorak, kuru toprak

Meali : Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru, çorak bir toprak yapabiliriz.

Açıklamalar : Allah verdikleri nimetleri geri alabileceğini ve yeryüzünün bir anda çorak toprağa dönüşebileceğini hatırlatmaktadır. 2011 yılında Japonya’da meydana gelen depremde bir anda Tsunami adı verilen dev dalgalarlar büyük topraklar ve büyük bir şehir bir anda değersiz hale gelmiş ve enkaza dönüşmüştür. Bu tür olaylarda büyük imtihan bulunmakta ve ibret alınması gerekmektedir. Bu durum farklı vesilelerle tüm ülkelerde olabilir ve nimetlerle süslü dünya çorak verimsiz ve yaşamın olamayacağı hale gelebilir, nitekim Allah uzay araştırmaları vesilesiyle bir çok gezegenin çorak üzerinde canlı yaşayamayacak şekilde  olduğunu insanlara göstermektedir Bu durumu insanlar derin düşünmeli ve nimettlerle süslü dünyanın Allahın yaratması olduğunu sürekli hatırlatmalı ve Allahı hamd ile anmalıdırlar.

Kehf Suresi – 7.Ayet

İnnâ cealnâ mâ alel ardı zîneten lehâ li nebluvehum eyyuhum ahsenu amelâ(amelen).

1. innâ : muhakkak biz
2. cealnâ : kıldık
3. : şeyleri
4. alel ardı (alâ el ardı) : yeryüzünde
5. zîneten : süs, ziynet
6. lehâ : ona
7. li nebluve-hum : onları imtihan etmemiz için
8. eyyu-hum : onların hangisi
9. ahsenu : daha güz el, en güzel
10. amelen : amel

Meali : Şüphesiz biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye.

Açıklamalar : Allah dünya üzerinde sayısız nimet yaratmıştır, bu nimetlerin dünyanın süsü olduğu ve bu nimetlerle imtahandan geçirileceğimizi hatırlatılmaktadır.

Nimetlerin imtihanda insanların derecelerinin belirlenmesine yarayacağı ve temelde bu sebeple yaratıldığı açıklanmaktadır.

Ancak insanoğlu nimetleri yaratanın Allah olduğunu unutmakta veya kendilerinin bir çok nimeti ürettiğini ve kendilerinin bunların sahibi olduklarını sanmaktadır. Tüm nimetleri Allah yaratmakta ve insanlara çeşitli vesileler ile bunları sunmaktadır, insanın yapması gereken nimetin gerçek sahibini bilmek ve nimetler için şükranlarını sunmaktır. 

 

Kehf Suresi – 6.Ayet

Fe lealleke bâhiun nefseke alâ âsârihim in lem yu’minû bi hâzel hadîsi esefâ(esefen).

1. fe lealle-ke : bundan sonra, o zaman belki sen, neredeyse sen
2. bahiun : öldürücü, helâk edici
3. nefse-ke : sen kendini
4. alâ âsâri-him : onların izi üzere, onların arkalarından
5. in : eğer
6. lem yu’minû : inanmazlar
7. bi hâzâ el hadîsi : bu söze
8. esefen : üzüntü (ile), esefle, esef ederek

Meali : Şimdi onlar bu söze (Kur’an’a) inanmayacak olurlarsa sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?

Açıklamalar : Bu ayet çok büyük bir hatırlatma içermektedir. Bir çok müslüman İsa ümmetinden kendilerini aşağı gördükleri için onların iman etmesini şiddetle arzulamakta ve ve iman etmedikleri zaman kendilerini kötü hissetmektedirler, çünkü kendilerinden yüksek gördükleri kişilerin iman etmemesi, zayıf imanlı kişileri şüpheye düşürmekte  ve acaba ben hatamı yapıyorum sorusunu sordurmaktadır.

Ayette müminlerin sürekli yaptıkları tebliği görevindeki sorumlulukları hatırlatılmakta ve müminin delilleri ile Kurandaki gerçekleri anlatması gerektiği ve tebiliği alan kişilerin inkarı durumunda ise hiç bir şekilde üzüntü duymamaları gerektiği anlatılmatadır.

Müminler tebliğ yaparken asla ikna yöntemi kullanmaları gerekmektedir, günümüzde ikna unsuru olarak bir çok müslüman yalan başvurmakta ve Kuranda olmayan dini bilgileri tebliğ yaptıkları kişilere, sözde dini hoş göstermek için anlatmaktadırlar. Ayrıca bir kısım müslümanlar karşı tarafa dini kabul ettirmek için çıkarlar sunmakta, kimi zaman bu çıkarlar, iş bulmak, eş bulma, makam sahibi etme gibi yardımlar olmaktadır.

Bu durum Allah’ın hiç hoş görmediği dini çıkar için yaşayan insanlar türetmekte ve münafıkların sayısını sürekli artırmaktadır.

Bugün Kuran penceresinden cemaat adı verilen yapılar incelendiğinde, cemaatlerin büyük ölçüde çıkar amaçlı örgütler olduğu ve içlerinde kum gibi münafık kaynadığı anlaşılmaktadır.

Müminler ise Allah’ın emirlerine uymalı ve görevlerinin sadece bilgi ile Allah’ı ve Kuran ahlakını anlatmak olduğunu unutmamalıdırlar.

Kehf Suresi – 5. Ayet

Mâ lehum bihî min ilmin ve lâ li âbâihim, keburet kelimeten tahrucu min efvâhihim, in yekûlûne illâ kezibâ(keziben).

1. : yoktur
2. lehum : onların
3. bi-hi : ona ait, ona dair
4. min ılmin : (ilimden) bir ilimleri
5. ve lâ : ve yoktur
6. li âbâi-him : onların babalarının, atalarının
7. keburet : çok büyük, büyük oldu
8. kelimeten : bir kelime
9. tahrucu : çıkıyor
10. min efvâhi-him : ağızlarından
11. in yekûlûne : söylerlerse
12. illâ : ancak, sadece
13. keziben : yalan

Meali :  Bu konuda ne kendilerinin, ne atalarının hiç bir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük. Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar.

Açıklamalar : Allah bu ayette çocuk edinme iftirası hakkında bizleri uyarmaya devam etmektedir

Allah bize, İftirayı atanlar ve devam ettirenlerin hiç bir bilgiye yada delile sahip olmadırklarını, kendilerindne önceki atalarınında elinde bir delil olmadığını ve hiç bir belge yada bilgiyi aktarmadıklarını anlatmaktadır.

Ağızlarından kolay gibi çıkan bir sözün çok büyük olduğunu, çok büyük bir iftira ve çok büyük bir suç olduğunu Allah bize hatırlatmaktadır, bu konuda İsa ümmeti sürekli uyarılmalıdır ve bu yanlıştan bu büyük sözden dönmeleri sağlanmaya çalışılmalıdır.

Ayette ayrıca bu iddaa’nın sadece bir yalan olduğunu hatırlatılmaktadır.

İsa ümmetinin dini merkezlerinden olan Vatikanda bir çok din adamının bu durumun gerçek olmadığını bilmekte ve İsa’nın Allah’ın sadece bir kulu olduğunu ispatlayan bilgileri saklamaktadırlar, isanlara ise gerçeği gizleyerek sürekli yalan söylemekte, Allah çocuk edindi yalanına devam etmektedirler.

Bu ayette ayrıca insanoğlunun bir zayıflığı hatırlatılmaktadır, bazı insanlara yalan söylemek ve iftira atmak çok kolay gelmekte ve sözlerini küçük sanmakta ve kolayca yalanı ve iftirayı konuşabilmektedirler ve bir birlerine aktarabilmektedirler. Allah küçük sanılan sözlerin çok büyük olabileceğini hatırlatmakta ve bizleri konuşurken dikkatlı ve ölçülü olmaya yöneltmektedir.

Kehf Suresi – 4. Ayet

Ve yunzirellezîne kâlûttehazellâhu veledâ(veleden).

1. ve yunzire : ve uyarır, korkutur
2. ellezîne : o kimseleri
3. kâlû : dediler
4. ittehaze allâhu : Allah edindi
5. veleden : bir çocuk

Meali : (Bu Kur’an) “Allah çocuk edindi” diyenleri uyarır.

Açıklamalar

İsa ümmetinin bir kısmı İsa nebinin (selam üzerine olsun) Allah katına yükseltilmesinden sonra İslam inancından saparak, İsa’nın babasız doğumunu saptırarak , İsa’nın Allah’ın edindiği çocuk olduğunu iddaa etmişlerdir.

Bu iddaa ise çok çirkin bir iftiradır ve bu isanların benzerleri her devirde yaşamaktadır, çağımızda isa ümmetinden bazı din adamları hala aynı iddaada bulunmakta, bu insanlara inanan milyonlarca insan bulunmaktadır.

Ayette bu tür insanların uyarılması gerektiği ve bu uyarının Kuran ile yapılacağı hatırlatılmaktadır. Bugün bir çok müslüman , İsa ümmetinden din adamları ile bir araya gelmekte ancak Allah’ın çocuk edinmediği ve bunun büyük bir iftira olduğunu dile getirmemektedir. İsa ümmetinden kişilere yaranabilmek için farklı konuları sürekli ön plana çıkarmaktadırlar. Bu durum Allahın ayetinin gözardı edildiğinin bir delilidir ve müminlerin bu konuda çok dikkati olması ve Kurana tam teslim olup, Kuran’a uyması gerekmektedir.

Kehf Suresi – 3. Ayet

Mâkisîne fîhi ebedâ(ebeden).

1. mâkisîne : kalıcıdırlar
2. fî-hi : orada
3. ebeden : ebediyyen

Meali : Onlar orda ebedi olarak kalıcıdırlar.

Açıklamalar :

İnsanda sonsuz yaşama duygusu vardır, bunun için yer yüzüne kendinen sonra adını anacak evlatlar bırakarak, sanat eserleri, bilimsel buluşlar ile isimlerini kendilerince sonsuzluğa erişeceklerdir.

Bu ayette Allah ahiret hayatının sonsuz olacağını belirtmektedir. Ahiretteki azap hiç bitmeyecektir, mümin olarak can vermeyenler, müşrik ve kafirler için sonsuz azap olacaktır, müşrik islamındaki cehennemde yanıp daha sonra cennette yaşamaya devam etme inancı ise bu ayette bir kez daha yalanlanmaktadır.

Müminler ise bir kaç onyılda yaptıkları amellerle sonsuz karşılık alacaklardır, buda müminler için karlı bir alışveriş ve büyük bir heyecan ve şevk unsurudur.

Allah müminlere dünya hayatında bir çok nimet sunmakta ve ahiret hayatının numunelerini sunmaktadır, bu nimetlerin tamamının ve daha fazlasının karşılıksız olarak cennette sonsuz bir şekilde sunulması ise çok büyük bir rahmettir, fatiha suresinde geçtiği gibi Hamd sadece Allah’a mahsustur.

İnsanlar ise hamdı Allah’a sunmak yerine kendilerine nimetlerin sunulmasında vesile olan kişilere büyük minnet duymaktadır, bu durum insanları şirke yöneltmekte ve o kişileri müşrik kategorisine sokup, sonsuz cehennem azabına yöneltmektedir.

Kehf Suresi – 2.Ayet

Kayyimen li yunzire be’sen şedîden min ledunhu ve yubeşşirel mu’minînellezîne ya’melûnes sâlihâti enne lehum ecren hasenâ(hasenen).

1. kayyimen : kayyum olarak, kıyâmete kadar devam ederek
2. li yunzire : uyarması için
3. be’sen : bir azapla
4. şedîden : şiddetli
5. min ledun-hu : (onun) katından, kendi katından
6. ve yubeşşire : ve müjdeler
7. el mu’minîne ellezîne : mü’minleri, o kimseler ki
8. ya’melûn es sâlihâti : salih (nefsi ıslâh edici) ameller yaparlar
9. enne : muhakkak, olduğunu
10. lehum : onlar için
11. ecren : bir ecir, mükâfat
12. hasenen : (en) güzel

Meali :  Dosdoğru (bir Kitaptır) ki, kendi katından şiddetli bir azabla uyarıp korkutmak ve salih amellerde bulunan mü’minlere müjde vermek için (onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.

Açıklamalar

 Kuran’ın dosdoğru bir kitap olduğu hatırlatılmaktadır, Fatiha suresindeki sıratı müstakim yani dosdoğru yola iletecek bir kitap olduğu hatırlatılmaktadır, buda Sadece Kuran ile dosdoğru yolda olunabileceğinin, dini rivayettler, şehyler, hocalar, efendiler gibi din sektörünün adamları olmadandanda Allahın hoşnut olacağı bir kul olunabileceği düşündürülmektedir.

 Yüce Allah biz müminleri sürekli olarak dikkate sevketmekte ve katında şiddetli bir azabın olduğunu hatırlatmaktadır.

Eğer müminler salih ameller ile hayatlarını geçirirlerse onlara müjdelenmesi için kitabın indiğini bildirmektedir.

Salih amel (sadece Allah rızası için din yaşamak ve Allah rızası için amel işlemek) işleyen müminler için ise güzel bir karşılık olduğu hatırlatılmaktadır.

İnsanın yapması gereken Kuran’a tam iman edip teslim olmak ve Dini sadece Allah’tan karşılık bekleyerek yaşamaktır.

 Ayrıca insan dünyadaki sayısız nimete bakarak, Allah’ın ahirette ne tür bir karşılık verebileceğini hayal etmelidir. İnsandaki hayal gücü dünyalık işler kadar ahireti düşünmek içinde gereklidir.

Cehennemdeki azabın şiddeti, cennetteki nimetlerin mükemmelliği gibi konular insan beynini sürekli meşgul etmelidir, ancak bu şekilde olan bir insan şeytanların tuzaklarına düşmekten korunabilir, diğer türlü toplumun akışına kendini bırakan bir kişi müşrik olmaktan kurtulamayacaktır.

Kehf Suresi – 1. Ayet

El hamdulillâhillezî enzele alâ abdihil kitâbe ve lem yec’al lehu ıvecâ(ıvecen).

1. el hamdulillâhillezî : hamd Allah’adır, o ki
2. enzele : indirdi
3. alâ abdi-hi : kuluna
4. el kitâbe : kitabı
5. ve lem yec’al : ve kılmadı, olmadı
6. lehu : onda
7. ivecen : bir çarpıklık, eğrilik

Meali : Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık kılmayan Allah’a aittir.

 Açıklamalar :

Övgü, hamd Allah içindir, Fatiha sureside bu şekilde başlar, Kuran’da hiç bir çarpıklık ve eksiklik yoktur, ancak müşrik ahlaklı insanlar, dini hoş görmeyenler, din üzerinden çıkar elde etmek isteyenler Kuran’ı anlaşılmaz gibi göstermek için çarpıklık varmış gibi ayetleri yorumlamaya çalışmaktadırlar.

Müşrik ilahiyat profesörleri yada müşrik din adamları, hadisler ve rivayetlerle konumlarını koruyabilmek için Kuran’ın eksikliklerle dolu olduğunu ve hadislerin Kuran’ın eksiklerini tamamladığını iddaa etmektedirler.

Ancak Allah bu sözünde din adamlarının açık olarak yalancı olduklarını ve kitabın eksiksiz olarak indirildiğini ve çarpıklığı olmadığını belirtmiş ve bu durumun hamd yani övgüye değer olduğunu belirtmiştir 

 Ayrıca Kuran’ın indirildiği Muhammed Elçinin (Selam üzerine Olsun) bir kul olduğunu belirtimiştir.