Ara 29
إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُوءٍ فَإِنِّي غَفُورٌ رَّحِيمٌ
İllâ men zaleme summe beddele husnen ba’de sûin fe innî gafûrun rahîm(rahîmun).
1. illâ : hariç
2. men : kim
3. zaleme : zulmetti
4. summe : sonra
5. beddele : çevirdi, değiştirdi
6. husnen : iyilik
7. ba’de : sonra
8. sûin : kötülük
9. fe innî : o zaman muhakkak ben
10. gafûrun : gafûr, mağfiret eden
11. rahîmun : rahîm olan, rahîm esmasıyla tecelli eden
Yakaza Çevirisi
Zulmeden kimse hariç, sonra kötülüğü husne (iyiliğe) çeviren için ben mutlaka gafur ve rahimim.
Tagged with: ba’de • gafûrun • husnen • innî • rahîm • rahîmun • sûin • zaleme
Ara 28
وَأَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَا مُوسَى لَا تَخَفْ إِنِّي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَ
Ve elkı asâk(asâke), fe lemmâ reâhâ tehtezzu ke ennehâ cânnun vellâ mudbiren ve lem yuakkıb, yâ mûsâ lâ tehaf innî lâ yehâfu ledeyyel murselûn(murselûne).
| 1. |
ve elkı |
: ve at |
| 2. |
asâ-ke |
: senin asan |
| 3. |
fe |
: böylece, bunun üzerine, o zaman |
| 4. |
lemmâ |
: olduğu zaman, olunca |
| 5. |
reâ-hâ |
: onu gördü |
| 6. |
tehtezzu |
: hareket ediyor |
| 7. |
ke |
: gibi |
| 8. |
enne-hâ |
: onun olduğunu |
| 9. |
cânnun |
: yılan |
| 10. |
vellâ |
: geri döndü, kaçtı |
| 11. |
mudbiren |
: arkasına dönen |
| 12. |
ve lem yuakkıb |
: ve arkasına bakmadı |
| 13. |
yâ mûsâ |
: ey Musa |
| 14. |
lâ tehaf |
: korkma |
| 15. |
innî |
: muhakkak ben |
| 16. |
lâ yehâfu |
: korkmaz |
| 17. |
ledeyye |
: benim yanımda, benim katımda, huzurumda |
Yakaza Çevirisi
“Asanı at”, Asayı bir yılan olup hareket ediyor gibi gördüğü zaman, arkasına dönüp bakmadan kaçtı. Ya Musa, korkma ,Muhakkakki benim huzurumda,murselin (gönderilen)ler korkmaz.
Tagged with: cânnun • innî • ledeyyel • murselûn • tehaf • tehtezzu
Ara 28
يَا مُوسَى إِنَّهُ أَنَا اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Yâ mûsâ innehû enallâhul azîzul hakîm(hakîmu).
| 1. |
yâ |
: ey |
| 2. |
mûsâ |
: Musa |
| 3. |
inne-hû |
: muhakkak ki o |
| 4. |
enallâhu (ene allâhu) |
: ben Allah’ım |
| 5. |
el azîzu |
: azîz, yüce |
| 6. |
el hakîmu |
: hakîm, hüküm ve hikmet sahibi olan |
Yakaza Çevirisi :
Ya Musa, Muhakkakki ben hakim ve aziz olan Allah’ım.
Tagged with: azîzul hakîm • enallâhul • innehû
Ara 28
فَلَمَّا جَاءهَا نُودِيَ أَن بُورِكَ مَن فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Fe lemmâ câehâ nûdiye en bûrike men fîn nâri ve men havlehâ, ve subhânallâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
| 1. |
fe |
: artık, böylece |
| 2. |
lemmâ |
: olduğu zaman |
| 3. |
câe-hâ |
: oraya geldi |
| 4. |
nûdiye |
: nida edildi, seslenildi |
| 5. |
en bûrike |
: mübarek kılındı |
| 6. |
men |
: kimse(ler) |
| 7. |
fî en nâri |
: ateşin içinde, yanında |
| 8. |
ve |
: ve |
| 9. |
men |
: kimse(ler) |
| 10. |
havle-hâ |
: onun etrafında |
| 11. |
ve subhâne allâhi |
: ve Allah |
| 12. |
rabbi el âlemîne |
: âlemlerin Rabbi |
Yakaza Çevirisi
Artık, oraya geldiğinde seslenildi. Ateşte olan kimselerde, ateşim etrafında olan kimselerde mübarek kılnmıştır. Alemlerin Rabbi Allah subhandir (yüce).
Tagged with: bûrike • câehâ • fîn nâri • havlehâ • lemmâ • nûdiye • rabbil âlemîn • subhânallâhi
Ara 28
إِذْ قَالَ مُوسَى لِأَهْلِهِ إِنِّي آنَسْتُ نَارًا سَآتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ آتِيكُم بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَّعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
İz kâle mûsâ li ehlihî innî ânestu nârâ(nâren), se âtîkum minhâ bi haberin ev âtîkum bi şihâbin kabesin leallekum tastalûn(tastalûne).
| 1. |
iz |
: olduğu zaman |
| 2. |
kâle |
: dedi |
| 3. |
mûsâ |
: Musa |
| 4. |
li ehlihî |
: ehline, ailesine |
| 5. |
innî |
: muhakkak ben, gerçekten ben |
| 6. |
ânestu |
: farkettim (gördüm) |
| 7. |
nâren |
: bir ateş |
| 8. |
se âtî-kum |
: size getireceğim |
| 9. |
min-hâ |
: ondan |
| 10. |
bi haberin |
: bir haberi |
| 11. |
ev |
: veya |
| 12. |
âtî-kum |
: size getireceğim |
| 13. |
bi şihâbin |
: kor halinde |
| 14. |
kabesin |
: ateş |
| 15. |
lealle-kum |
: böylece siz |
| 16. |
tastalûne |
: ısınırsınız |
Yakaza Çevirisi
Musa ailesine “Muhakkakki bir ateş farkettim, size ondan bir haber getireceğim veya ondan kor halinde bir ateş getireceğim, böylece siz ısınırsınız.
Tagged with: innî • mûsâ
Ara 28
وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآنَ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ
Ve inneke le tulekkal kur’âne minledun hakîmin alîm(alîmin).
| 1. |
ve inne-ke |
: ve muhakkak ki sen, ve muhakkak ki sana |
| 2. |
le |
: mutlaka |
| 3. |
tulekka |
: ilka ediliyor, ulaştırılıyor |
| 4. |
el kur’âne |
: Kur’ân |
| 5. |
min ledun |
: katından, gizli ilminden |
| 6. |
hakîmin |
: hakîm olan, hüküm ve hikmet sahibi olan |
| 7. |
alîmin |
: alîm olan, en iyi bilen |
Yakaza Çevirisi :
Muhakkaki Kuran sana alim ve hakîm olanın gizli ilminden ilka ediliyor.
î
Tagged with: hakîmin alîm • minledun • tulekkal kur’âne
Ara 28
أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَهُمْ سُوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْآخِرَةِ هُمُ الْأَخْسَرُونَ
Ulâikellezîne lehum sûul azâbi ve hum fîl âhıreti humul ahserûn(ahserûne).
| 1. |
ulâike |
: işte onlar |
| 2. |
ellezîne |
: onlar |
| 3. |
lehum |
: onlar için vardır |
| 4. |
sûu el azâbi |
: azabın kötüsü |
| 5. |
ve hum |
: ve onlar |
| 6. |
fî el âhıreti |
: ahirette |
| 7. |
hum |
: onlar |
| 8. |
el ahserûne |
: en çok hüsrana uğrayanlar |
Yakaza Çevirisi :
İşte onlar için azabın en kötüsü vardır ve onlar ahirette en çok hüsranda olanlardır.
Tagged with: ahserûn • fîl âhıreti • sûul azâbi
Ara 22
إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ
İnnellezîne lâ yu’minûne bil âhireti zeyyennâ lehum a’mâlehum fe hum ya’mehûn(ya’mehûne).
1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar
2. lâ yu’minûne : mü’min olmazlar, inanmazlar
3. bi el âhireti : ahirete
4. zeyyennâ : süsledik
5. lehum : onlar için, onlara
6. a’mâle-hum : onların amelleri, amelleri
7. fe : böylece
8. hum : onlar
9. ya’mehûne : (şaşkın bir halde) bocalarlar
Yakaza Çevirisi :
Muhakkaki ahirete inanmayanların amellerini onlar için süsledik böylece onlar bocalarlar.
Tagged with: ya’mehûn
Ara 22
الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkınûn(yûkınûne).
1. ellezîne : ki onlar
2. yukîmûne : ikame ederler
3. es salâte : salat (namaz)
4. ve yu’tûne : ve verirler
5. ez zekâte : zekât
6. ve hum : ve onlar
7. bi el âhıreti : ahirete
8. hum yûkınûne : onlar yakîn (sahibi) olarak inanırlar
Yakaza Çevirisi :
Ki onlar, salatı ikame ederler, zekatı verirler, ve onlar ahırete de yakin olarak inanırlar.
1. ellezîne : ki onlar
2. yukîmûne : ikame ederler
3. es salâte : namaz
4. ve yu’tûne : ve verirler
5. ez zekâte : zekât
6. ve hum : ve onlar
7. bi el âhıreti : ahirete
8. hum yûkınûne : onlar yakîn (sahibi) olarak inanırlar
Tagged with: yukîmûnes salâte • yûkınûn • yu’tûnez zekâte
Ara 18
هُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
Huden ve buşrâ lil mu’minîn(mu’minîne).
| 1. |
huden |
: hidayete erdirici |
| 2. |
ve buşrâ |
: ve müjdeleyici |
| 3. |
li el mu’minîne |
: mü’minler için, mü’minleri |
Yakaza Çevirisi : Müminler için hidayete erdirici ve müjdeleyicidir.
Tagged with: buşrâ lil mu’minîn